Yazar Hakkında
Edebiyatçı-Yazar Mustafa Sancar'ı daha yakından tanıyın.
İlk, orta, lise eğitimimi 1955’te doğduğum Siverek’te tamamladım. Babam badanacıydı. Badanacı Abdulkadir. Babamla birlikte Siverek’te hemen hemen girmediğim ev, gitmediğim köy yoktur. Çok zengini de tanıdım, çok fukarayı da; âlimi de bildim, cahili de; zalim olanı gördüm, ki dünyanın başka bir coğrafyasında böyle zalim yoktu; merhametlisini de gördüm, böyle insanlara canım feda olsundu…
İlk romanımı ortaokul 2’de yazdım, bu sancılı süreç iki yıl sürdü. Yazmıştım ama sonradan anladım ki üslup olarak hiç de yeterli değildim; yazma meleği ancak okuyarak, gözlemleyerek, yazarak uzun soluk kanat çırpabilirdi…
1976’da Çorlu’ya yerleştim, sanatın kalbinin attığı İstanbul’a yakınlığı benim için bir şanstı. Usta kalemlerle, ressam, şair, sinema, tiyatro, sanatçılarla tanışarak, yayın evlerini bu süreçte tanıma, daha doğrusu kendimi yazdıklarımla ifade edebilme fırsatlarını yakaladım. Süreç devam ediyor.
Eserleri
Mustafa Sancar'ın etkileyici eserlerini keşfedin.
Dünya Gözlü Sevgili
Çıkış Tarihi: 2000
Toprak bile dayanamadı susuzluğa, çatladı. Sana sevdalı bin yürek olsa çoktan susmuştu. Bin kırlangıç olsa kanatları kırılırdı sana varamamaktan… Ah bu gök boşluğunun özü güneş maviliğindeki sensizliğim. Şimdi neredesin sevgili? Hangi rengin özünde, hangi kuşun anaç kanadındasın? Uzak zamanların hangi boyutunda, hangi bulutun yağmurusun yüreğe akan? Yoksa, yoksul bir dostun fırın önünde avucunda mısın ekmeğe açılan, neredesin?
Palyaçonun Ayna Sığınağı
Çıkış Tarihi: 2002
Geniş, puslu ve derin bir vadinin doğusundaki kayalık tepeler apaydınlıktı; güneşin kudretli yüzü doğduğu yeri turuncuya boğmuş... Güneş yükseldikçe turuncu beyaza, beyaz gittikçe göz kamaştıran bir ışık denizine dönüşüyordu. Uzaklarda portakal rengiyle yıkanan bulutların neredeyse doruklarına kadar indiği Toroslar'da ceylanlar geziniyordu. Ve ceylanların rengi ışıyordu güneşte. Ceylanlar şimdi yağmur gibi vadinin puslu derinliğine düşüyor, gözyaşlarının ırmağına karışıyordu. Birden Fırat'ın, Dicle'nin boyları hıçkıran ceylanların sesiyle velveleye dönüşüyordu. Ve annesini görüyordu, ninesi Şemsa'yı, teyzesi Duçem'i... Ve kadınları görüyordu, kadınlar ceylanlar gibi turuncu turuncu ışıyordu zılgıt koparırken!...
Aze’nin Yakarışı
Çıkış Tarihi: 2005
Belki beş yüz, belki bin sene önce, insanın insana eziyet etmediği kadim zamanlarda, güneş ülkesinde, ulu nehirler arasındaki narlı, bereketli topraklarda huzurla yaşarken ceylan, hainlerce kıyımlara uğramışlar. Gökteki tufanlar gibi, insanlar gazap olmuş üzerilerine yağmışlar... Zulümlere dayanamamış, doğup büyüdükleri toprakları bırakıp, geceleri, ayın süt mavisi ışığında dağların doruklarına çekilmişler. O bulutlu, çileli yerleri yurtlanıp, sevişip yeniden çoğalmış, bir daha da düzlüğe, insan içine inmemişler... Güneş ülkesinde ise toprağın dengesi bozulmuş, bereketi gitmiş, yağmurlar hele hiç yağmamış, susuzluktan insanı yutacak kadar derin çatlaklar belirmiş... Bir zamanlar ceylan etiyle beslenmiş insanlar açlık belasıyla evlerini, yurtlarını terk edip göçer olmuşlar. Güneşten uzaklaştıkça, önce bedenleri, gittikçe de ruhları üşümüş, göçtükleri topraklarda ya talan, ya da ziyan olup yitinmişler...
Lal Ağıtlar (Aze’nin Yakarışı-2)
Çıkış Tarihi: 2008
Geldiler de geldiler; doğudan, batıdan, kuzeyden geldiler. Karanlık bulut oldular, katran yağmurlara döndüler, seller gibi geldiler... Nar ağaçlı, yediveren asmalı, güllü avluları; hünerli taş ustalarının nakış gibi işleyip ördüğü gösterişli evleri yorgun atlarına ahır yaptılar...
Şehirler Ağladığında
Çıkış Tarihi: 2011
Bana deniz kıyısında, üzerine yosun kokusu sinmiş bir şehir gösterin, bir kasaba, ya da bir köy… Sokağa taşmış duvarları çıplak; tuğlaları, briketleri ustaca örülmemiş olsun isterse. Ateş kırmızılığında sardunya pencereli küçük evleri olsun, yüzünü güneşe dönmüş çiçekler gibi, başı göğe ermiş bir dağın yamaçlarından seyretsinler o mavi sofranın devinimini...
Kaygı
Çıkış Tarihi: 2017
Irmak boyları safi kuş, toplanmış dizilmişler sazlıklara, yas içindeler... Serçeler, bülbüller, kumrular; mavi göğüslü al başlısı, sarısı, ak kanatlısı, tüm kuşlar gönülden yaralı, ağız ağıza vermişler, dilleri figan içinde… Ağıtları sıcak göğü kaplamış, kavuran yeller kırmızı esiyor portakal çiçeğine, yağmur bulutları kırmızı dolanıyor dağlara, kozasında ak pamuk kan içinde… Nakışlı kelebekler de artık seğirtmiyor, ne sebillerden güvercinler su içip çimiyor, ne de kemik taraklarla burma örgülü saçlar taranıyor; ölü ananın sütü kesilmiş, Kerem'in yavru ağzı yangın içinde…
Gölgeleri Kaldı
Çıkış Tarihi: 2023
Şenliği sönmüş ocaklarını, gaz lambalarını, güneşlerini bıraktılar; kadim hayatlarını, umarlarını, buğulu son bakışlarını heybelerine sığdırıp gittiler. Karacadağ'da göğün yıldızları kaldı bir tek, taşa toprağa boğulmuş isli evleri, mücevher sesleri, bir de gölgeleri kaldı...
Yorumlar
Okurların Mustafa Sancar eserleri hakkındaki düşünceleri.
Satın Al
Eserleri en sevdiğiniz platformlardan satın alın.